|
Tweet |
Bülbül, yargı sürecinde yaşanan gelişmelerin yalnızca bir dava dosyasından ibaret olmadığını, Türkiye’nin hukuk devleti ilkesinin ve uluslararası yükümlülüklerinin doğrudan sınandığı bir tablo ortaya koyduğunu ifade etti.
HUKUK DEVLETİ İLKESİNE AĞIR DARBE
Süleyman Bülbül açıklamasında, Osman Kavala’nın 18 Ekim 2017’de gözaltına alınmasından bu yana geçen sürecin hukuk güvenliği açısından ciddi tartışmalara yol açtığını belirterek şu ifadeleri kullandı:“3 bin 40 gündür süren bir tutukluluk, artık yalnızca bireysel bir mağduriyet değil, sistemsel bir sorunun göstergesidir. Beraat kararından hemen sonra yeniden gözaltı ve tutuklama kararları, farklı dosyalar üzerinden sürdürülen yargılamalar, hukuk devleti ilkesini zedelemiştir.”
Bülbül, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 10 Aralık 2019 tarihli derhal tahliye kararına rağmen sürecin farklı suçlamalar üzerinden devam ettirilmesinin uluslararası hukuk açısından da ciddi sonuçlar doğurduğunu vurguladı.
AİHM KARARLARI BAĞLAYICIDIR
CHP’li Bülbül, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin başlattığı ihlal prosedürü ve AİHM Büyük Dairesi’nin 25 Mart 2026’da davayı yeniden ele alacak olmasının, sürecin uluslararası boyutunu daha da belirgin hale getirdiğini ifade etti.
“Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları tavsiye niteliğinde değil, bağlayıcıdır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 90’ıncı maddesi gereğince, temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşmeler iç hukukun üstündedir. Bu çerçevede AİHM kararlarının uygulanmaması, anayasal düzene de aykırılık teşkil eder.”dedi.
ADALET GECİKTİKÇE GÜVEN EROZYONU DERİNLEŞİR
Osman Kavala’ya 25 Nisan 2022’de verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının Yargıtay tarafından onandığını, yeniden yargılanma talebinin ise reddedildiğini hatırlatan Bülbül, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığına dair kamuoyundaki soru işaretlerinin büyüdüğünü belirtti.
Bülbül açıklamasını şu sözlerle tamamladı:“Adalet geciktikçe, toplumun yargıya olan güveni zedelenir. Hukuk devleti; kişilere göre değil, evrensel ilkelere göre işler. Türkiye’nin hem kendi anayasal düzenine hem de taraf olduğu uluslararası sözleşmelere uygun hareket etmesi bir tercih değil, zorunluluktur.”