|
Tweet |
Türkiye’de dört kişilik bir ailenin yalnızca zorunlu gıda harcamalarına dayanan açlık sınırının 30 bin liranın üzerine çıktığını, buna karşın asgari ücretin bu rakamın altında kaldığını hatırlatan Çetinkaya, “Bu tablo, tek gelirli bir hanenin temel gıda ihtiyacını dahi karşılayamadığını gösteriyor. Elektrik, su, kira, ulaşım gibi giderleri hiç konuşmuyoruz bile” dedi.
GEÇİM KRİZİ SADECE EKONOMİK DEĞİL, SİYASİ BİR MESELEDİR
Yoksulluk sınırının 98 bin liraya yaklaştığı bir ortamda, milyonlarca insanın 20 bin lira civarındaki emekli maaşıyla yaşam mücadelesi verdiğine dikkat çeken Çetinkaya, bu durumun toplumsal huzursuzluğu derinleştirdiğini ifade etti. “Bu şartlar altında geçim sıkıntısı artık bireysel bir sorun değil, ülkenin tamamını etkileyen siyasal bir gerçekliktir” değerlendirmesinde bulundu.
ERKEN SEÇİM EKONOMİYLE DEĞİL, EKONOMİ SEÇİMLE BAĞLANTILIDIR
2026 ve 2027’ye ilişkin erken seçim beklentilerini de değerlendiren Çetinkaya, ekonomik göstergeler bu seviyedeyken hiçbir iktidarın sandığı öne çekmek istemeyeceğini belirtti. “Ekonomi bu haldeyken seçim, iktidar açısından risk demektir. Geçim sıkıntısı yaşayan seçmen öfkelidir, tepkiseldir ve yönlendirilmesi zordur. Bu da seçim sonuçlarını öngörülemez hale getirir” dedi.
SANDIK GECİKEBİLİR AMA SEÇİM ATMOSFERİ BAŞLAMIŞTIR
Çetinkaya, her ne kadar erken seçim kararının zor olduğunu vurgulasa da, ülkede fiilen bir seçim atmosferinin başladığını ifade ederek şu değerlendirmeyi yaptı:“Açlık sınırının altında ücret alan milyonlarca insan, sandığı beklemeye başlamıştır. Seçim kararı gecikebilir ancak seçim psikolojisi çoktan başlamıştır. Bu tablo sürdürülebilir değildir.”
GEÇİM GERÇEĞİ GÖZ ARDI EDİLEMEZ
Açıklamasının sonunda ekonomik verilerin siyasi kararlarla doğrudan bağlantılı olduğuna dikkat çeken Çetinkaya, “Ücretler açlık sınırının altındayken, emekli geçinemiyorken, bu ülkenin geleceği yalnızca rakamlarla değil, toplumun sabrı ve tepkisiyle şekillenecektir” ifadelerini kullandı.