|
Tweet |
Sayın, “Bir gün içerisinde farklı illerde başlayan yangınlar, yalnızca ağaçları değil; insanların yaşam alanlarını, tarım arazilerini, ekonomik varlıklarını ve ekosistemi yok etmiştir. Tahliye edilen vatandaşlarımız, dumandan etkilenen onlarca insanımız, tamamen küle dönmüş yapılar ve kapanan ulaşım hatları, yangınların insani ve ekonomik boyutunun ne kadar büyük olduğunu göstermektedir. Manisa’da başlatılan adli soruşturma, bu felaketlerin önlenebilir olduğuna işaret eden önemli bir gelişmedir.” dedi.
Mahir Sayın, orman yangınlarıyla mücadelede esas olanın, yangın çıktıktan sonra müdahale değil, yangının hiç başlamaması için gerekli adımların atılması olduğunu vurguladı. “Risk haritaları hazırlanmalı, yangın gözetleme sistemleri etkinleştirilmeli, eğitimli personel ve teknik ekipman her an hazır tutulmalıdır. Yerel yönetimler ile merkezi idare arasındaki koordinasyon, yangın sezonu öncesinden başlayarak yıl boyunca kesintisiz devam etmelidir.” ifadelerini kullandı.
“Toplumsal Bilinç, Teknik Önlemler Kadar Önemlidir”
Sayın, yangınların önlenmesinde sadece teknik altyapının değil, toplumsal bilincin de kritik rol oynadığını belirtti. “Yangınların önemli bir kısmı insan kaynaklıdır. Dolayısıyla şehirde ya da kırsalda yaşayan her vatandaşın, ateşli alan kullanımından atık yönetimine kadar bilinçli hareket etmesi gerekir. Bu konuda kapsamlı eğitim ve farkındalık çalışmaları, teknik yatırımlar kadar öncelikli olmalıdır.” dedi.
“Ormanlar, Stratejik ve Milli Bir Emanettir”
Mahir Sayın, ormanların yalnızca doğal bir kaynak değil, su kaynaklarının güvencesi, tarımın destekçisi, biyolojik çeşitliliğin barınağı ve iklim dengesi açısından stratejik bir unsur olduğunu vurgulayarak, “Her yanan alan, gelecek nesillerden çalınmış bir değerdir. Yanan bölgelerin ekosisteme uygun şekilde rehabilite edilmesi, yerli türlerle ağaçlandırılması ve rant projelerine karşı korunması, yangın sonrası sürecin ayrılmaz bir parçası olmalıdır.” değerlendirmesinde bulundu.
Mahir Sayın, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:
“Orman yangınlarıyla mücadele, günü kurtarmaya değil, geleceği güvence altına almaya yönelik bir stratejiyle yürütülmelidir. Doğayı korumak, çocuklarımızın ve torunlarımızın yaşam hakkını korumaktır. Bu bilinç, devletin tüm kurumlarında hâkim olmalıdır.”